31 Aralık 2013 Salı

Eski Yıl Yazısı

Her yeni güne "Acaba bugün ne olacak ?"  diyerek uyandığımız lanet bir yılın son 5 saat 40 dakikasının içerisindeyiz. 
Geçen yılbaşına dönüp baktığım zaman aslında ne kadar çok şeyin değiştiğini ve ne kadar çok değiştiğimi düşünüyorum.
Ne direndik be.
Sadece fiziksel olarak değil içimizde de çok direndik.
Ve kazandık bence. Daha da çok kazanacağız inanıyorum.
Yazı kısa olsun istiyorum çünkü uzarsa eğer hep kaybedilenler yazılacak buraya.
Gerek yok.
Ben bu yıl her şeyin geçebileceğini öğrendim. Aslında üzüntüden çarpalandığımız, hırpalandığımız şeyler bir süre sonra geçiyor öyle değil mi. Üzüldüklerini düşünsene. Kaç tanesi için hala üzülüyorsun. Ya da üzüldüğün insanları düşün ? Onlarsız da yapabiliyorsun değil mi ? O zaman sakin ol ve geçmesini bekle. Çünkü biliyorsun ki geçecek.
Bu yıl bana aynı zamanda da aileden ve ölümden başka hiçbir şeyin önemli olmadığını öğretti. O canını sıktığın şeyler var ya hepsinin çözümü var. O üzüldüğün insanlar var ya hepsinin yerine biri konur. 
Ve son olarak da şükretmeyi öğretti bana bu yıl hayat.
Şükürler olsun ki ailem yanımda.
Şükürler olsun ki sağlıklıyım.
Yürüyebiliyorum, konuşabiliyorum, yaşayabiliyorum.
Ve şükürler olsun ki dostlarım var. Doğru dostlarım var. Ne olursa olsun yanımda olan. Çisil, Çisil, Merve, Berkay ve Burak. Bu insanlar iyi ki varlar. Ve umarım hep olurlar. Her daim her yıl.


7 Aralık 2013 Cumartesi

Ben seviyorum da..

Bazı sabahlar uyandığımda ne kadar gerizekalı bir insan olduğumu düşünüyorum. Bu sabah da o sabahlardan biriydi. Genç dediğin yaptığı şeyler üstüne bu kadar düşünmez. Ya da yapacağı şeyler üstüne. Hayatım hep bir şeyleri kafaya takarak geçti. Hatta huzurlu hissettiğim zamanlarda bile 'ya ben niye bu kadar huzurluyum' diye düşünüp günümün içine sıçtım. Çabuk mu olgunlaştık yoksa kendimi kendime karşı bu kadar mı sorumlu hissediyorum bilmiyorum ama çekilir çile değil.
Bu sabah uyandım ve uzun zamandır düşünmediğim, düşünmem gerekmeyen şeyleri düşündüm. Hatta uyurken bile düşünmeye başlamış olabilirim. İnsan mutluluğunu bu kadar irdeler mi ? İrdeler. İnsan bu kadar mutsuzluk yaşamışsa uykularının içine bile sıçabilir. Hayat tercihlerden ibaret ve o tercihlerin getirdiği sonuçlar da bizim sorumluluklarımızda. Ama olay iki taraflıysa eğer, ne kadar karşı tarafın tercihlerinden kendini sorumlu hissedersen o kadar çok sıçılıyor uykularına. Mutluyken mutsuz, huzurluyken huzursuz oluyorsun. Ve en büyük yarayı sen alıyorsun. Senin bir kalbin ve bir beynin var. Eğer iki kişilik hissedip düşünmen gerekseydi ondakileri de sana koyarlardı. Kendi sorumluluklarını düşünmen güzel ama iş onlarınkine geldiğinde hassas davranırsan onun hissedip düşündükleri altında ezilebilirsin. Genel de eziliyorsun da. O yüzden seviyorsan sevdiğini söyle. Ya da söyleme, sadece sev ama ona bağlı olmadan sev. Çünkü bir yürek iki kere kırılamayacak kadar küçük aslında. 

14 Kasım 2013 Perşembe

Sana geldim

Bütün her şeyden arınmış sana geldim.
En temiz halimle.
En saf halimle.
En çocuk, en küçük halimle
Sana geldim.
Bütün gelinlikler üstümde 
Bütün sabahlıklardan arınmış geldim
Biliyorum beni öyle görsen gülerdin
Ve ben dudaklarındaki kıvrım için ölürdüm.
Sen bilmezdin.
Bilmediğin hallerimle sana geldim.
Hiç bilmeyeceğin, bilsen de tam anlamıyla anlayamayacağın halimle geldim.
Bir küçük fısıltı gibi sessizce geldim.
Koşar adım çıkarken merdivenleri hiçbir ses kalbimin sesini bastıramazdı.
Sen duymazdın.
İlk gece gibi sana geldim belki de sarıldığımız o son sabah gibi.
Saçlarım darmadağın, makyajsız suratım.
Ve sen çıkmış bir tutam saçı kulağımın arkasına iterdin.
Saçlarım bile aşık olurdu.
Nimetti elllerin.

6 Kasım 2013 Çarşamba

Bazı aşklar

Bazı yazılara nasıl başlayacağını bilemezsin. Bazı aşklara da.
Çok istersin aslında bir cümle yazsan devamı gelecek gibi hissedersin ama toparlayamazsın. Aklındakilerle kalbindekileri aynı yere sığdıramazsın.
Hayatla olan kavgamız hep bundan kaynaklanır. Bir başkasına salladığın yumrukların, burnundan akan kan vücudunun içindeki akıl ve kalp savaşının yanında küçücük kalır. Dudaklarına dikiş atarlar ama kalbin oluk oluk kanar. Ne zaman kabuk tutucağını bilemezsin. Ne zaman kanamanın duracağını da. Bazı geceler akacak tek bir damlanın daha kalmadığını düşünürsün. Bazı geceler genelde böyle olur. Bir gönül işine akıl girdi mi her zaman haklıdır ve sen seçimini hangisinden yana yaparsan yap sonunda yenilen hep kalbin olur. İstediğini seçersen sonunda üzülürsün. İstemediğini seçersen, istediğini seçemediğin için üzülürsün.

Bazen bir adam tanıyorsun ve o adamı bilmek istiyorsun, her şeyini.
Yanaklarından tutup burunlarınız birbirine değicek şekilde kendine yaklaştırmak ve gözlerinin her milimine bakmak istiyorsun.
Bazen öpmek değil koklamak istiyorsun. Boynuna burnunu gömüp ne kadar şanslı olduğunu solumak istiyorsun. 
Bazen ona bakarken sıkı sıkı sarılıyorsun aslında. Bir maça sinirlenmişken ya da ertesi sabah erken uyanıcağı için huysuzlanırken sen ona gülüyorsun. Gözlerinin taa içinden gülüyorsun.
Bazen çimlerin üstünde onun göğsüne yatarken o yanında olduğu sürece sonsuza kadar o çimlerde yatabileceğini düşünüyorsun. Bazen üşüyorsun ama söylemiyorsun biraz daha yanında kalsın diye.
Bazen yanında olduğu halde 'ya giderse' diye bütün gece gözlerini tavana dikebiliyorsun. Bunu ona söylesen kaşlarını çatar biliyorsun ama sen zaten onu o haliyle de seviyorsun.
Bazen ettiği bir cümleyi kafana takıp tüm gününün içine sıçabiliyorsun. Arasan olmuyor, aramasan olmuyor bazen. Ağlayamıyorsun da. Düzelsin diye yaratıcılığın sınırlarını zorluyorsun ve dudaklarında oluşan bir tek kıvrım seni mutluluktan ağlatabiliyor.
Bazen bunları yaşıyorsun.
Bazen bunları yaşamak çok istiyorsun.
Bazen bunları yaşayamıyorsun.
Bazen bunları hayal ettiğin adamla yaşamaman gerekiyor.
Ve bazen bu cümleyi kurduğunda bile kalbin parçalara ayrılabiliyor.
Bazen sadece bekliyorsun.
Ve bazen cümlelere devam edemiyorsun.
Yorgunluktan.
Çok yorulmuş oluyorsun.
Ben yoruldum, gözlerine bakınca mutluluktan gözlerimin dolduğu adam, gelmeyecek misin ?

Bir adam sevdim ve hayatım değişti

Pucca'nın kitabını alırken ilk kapağının üstündeki yazı dikkatimi çekmişti, "Bir kitap okudum ve hayatım değişti diyebilmeyi çok isterdim ama bir adam tanıdım ve hayatımın içine etti." Bir süre bu cümlenin üstünde düşündüğümü hatırlıyorum. Hayatta olup bitenleri, yeni çıkan kitapları, makaleleri her gün eksiksiz takip eden bir adamdan tutun en son okuduğu kitap ilk okulda okutulan Şeker Portakalı olan adama kadar (ki onu bile okuduğundan şüphe duyduğum insanlar var) herkesin hayatına bir şekilde yön veren her şey genelde okuduğu şeylerdir. Hep cümleye 'ya geçenlerde bir şey okudum' diyerek başlarız. Sonra onun üstüne konuşur tartışır ve duruma göre uygularız. Duyduğumuz önemli şeyleri de doğruluğuna inanmak için bir araştırma içine gireriz sonuç olarak okumadan olmuyor arkadaşlar. Son dönemde ikili ilişkiler konusunda çıkan kitapların bu kadar revaçta olmasının sebebinin de bu olduğunu düşünüyorum. Hayatı değiştirme isteği. Halbuki okuduğun şeylere bakıcak olursan çevrende genel olarak yaşanılan şeylerden pek farkı yok. Olabilecek tek farkı cümlelerin kuruluş biçimidir. O kadar. Senin hayatını değiştiren o kitap değil yani yaşadığın şeyleri o kitapta tekrar okuyup benimseyebiliyor olman. Verilen nasihatleri nasıl uygulayamıyorsak okuduğumuz şeyleri de uygulayabildiğimizi düşünmüyorum yani kısacası biri gelip ağzımıza sıçmadan o kitaplar açılmıyor. Her açtığın kitap bir sonrakine hazırlık değil bir öncekinin özeti oluyor. Mutlu olmak istiyorsan sana verilebilecek tek tavsiye karşındaki adamı kitap gibi okuyabilmeyi bil. Aldığın dekor dergileri gibi karıştırıp dergiliğe koyma ki sonrasında hayatını değiştirmek için okunacak şeyler aramayasın. Onu aç, oku, önemli yerlerin altını çiz ve önemlisi tekrar tekrar oku. Ezberlemekten korkma. Aksine bu sana mutluluk versin ki kitabın sonunda başka bir kitap açmak yerine sevdiğin adamın elini tutup içinde ikinizin olduğu bir kitap yazabilesin. Hele ki aşk varsa ne mutlu size. 

11 Ekim 2013 Cuma

İşte böyle bir şey..

Mesela normalde çok romantik bir insansın. Ya da çok duygusal. Her mesajın sayfalar dolusu olsun istiyorsun. Onu düşününce ağlayabiliyorsun. Bu bazen mutluluktan da olabiliyor. İnsan o kadar çok sevmeli ki içinden taşmalı sevgisi gözlerinden akmalı bazen. Ve sevdiği erkek onun küçücük suratını tutup gözyaşlarını öpebilmeli.

Mesela normalde aşkla ilgili şeyler seni çok etkiliyor. Filmler, hikayeler, resimler.. O kadar mutlu ediyor ki için gidiyor mutluluklara. Ama kıskanmak değil kesinlikle buruk bir mutluluk. Bazen bir sosyal paylaşım sitesinde paylaşıyorsun bazen en yakın arkadaşınla. Paylaşabiliyorsun ama onu anlatabiliyorsun. O buruk mutluluğu katarak gülümseyerek anlatabiliyorsun. Hikayesinde olmadığın bir aşkı.

Mesela bazen susuyorsun. Çok konuşkan birisin normalde ya da sessiz sakin. Bazen bir şeyin olduğunu anlıyorlar. Bunun için konuşkan biri olmana gerek yok kalbine aldığın her yara bir şekilde yansır bedenine. Hatta bazen öyle anlar oluyor ki suratına tokat gibi çarpan şeyler yüzünde kocaman bir el izi bıraktı sanıyorsun. Bazen anlatamıyorsun. Bazen anlatamıyorsun, hikayesinde olduğun aşkı. Kalp ritimlerini sözcüklere dökmek o kadar kolay değil çünkü kalp kırıklıklarını da. Bazen sadece kendi hikayeni anlatamıyorsun. Bazen anlatırken gülüyorsun ve eve gelip bütün akşam susuyorsun. 

Mesela bazen onun haberi hiç olmuyor. Olmayacağını biliyorsun zaten. Süpriz bir durum değil bu. Ama yine de haberi olmadığını bildiğin için bile bir kez daha kırılabiliyorsun. Bazen sırf bu yüzden ağlayabiliyorsun da. Bir neden bulmuş oluyorsun ve onu olur da gelir affedebil diye gözyaşlarını basit bir sebebin arkasına atıyorsun. Ve bunu kabulleniyorsun. Yapıcak bir şey yok çünkü. Kendine kabullenicek yeni şeyler bulmalısın ki asıl kabul etmen gerekenleri hep geri plana atabilesin. 

Mesela bazen çok seviyorsun. Çok çok seviyorsun. Sevmek kelimesi seni görse kendi anlamından utanır. Aşk desen zaten dilden dile dolaşan bir sözcük. Mesela bazen o derece çok seviyorsun. Sonrası, işte böyle bir şey..

10 Ekim 2013 Perşembe

Hayalimi Hayalinle Süsler Misin ?

Beklentilerinin eşleşmediği insanlar çıkıyor karşına, sevmek istiyorsun ama olmuyor. Hayalleriniz çok farklı ve hiçbir düşünce seninle onu yakınlaştırmıyor. Bazen her şeye rağmen deniyorsun. Hiç olmayacağını bile bile bir yola çıkıyorsun. Oysa hayattaki çoğu şeyin sonu başından bellidir. Bazı istisnai durumlar dışında.

Aynı şeylerin hayalini kurmayan iki insanın aynı çizgide buluşması mümkün olabilir ama çizgi kimseyi mutlu etmez. Farklı hayaller farklı yollara giderler, eğer birbirilerine benzemeyen iyi hayal bir noktada buluşuyorsa ortada bir hayal kalmamış demektir. İnsanlar hayalleri olmadan da yaşayabilir ama hayalsiz insan mutsuz insandır. Mutsuz insan huzur arayan insandır. Oysa huzur vazgeçtiğin hayallerinde saklıdır. Kırılsa bile senin olan hayallerinde..
...
Zorlama, kendiliğinden olmalı, eğer olmuyorsa olmuyordur, kabullenmeyi öğren. Unutma, hayaller genelde kırılmak içindir ve hayat hiçbir hayalinin üstünü sana vermez. 
...
Ben senin benim hayallerime karışacağın günü bekliyorum. Zaman öyle bir akıp gitsin ki fark etmeden gir hayatıma ve olmayacak yerlere uçalım. Çok mu şey istiyorum bilmiyorum ama yanım çok boş. İki kumru kadar olamadık.

"Bir hayal olsam, sana karışsam, başka bir şey istemem."

(Ahmet Batman - Sabah Uykum) 

5 Ekim 2013 Cumartesi

Arayış

Hayalin bir kızın göğsüne dokunmaktan ibaret olabilir ama unutma ki o göğsün altında bir kalp var.
...
Bir kadının eninini bulmaktan çok tenini bulmayı deneriz bizler, dedim ya çoğumuz basit düşünürüz. Zihniyetimiz çoğu zaman "Bakkal amca iki ekmek, bir süt, bir de paranın üstü" diyen çocuğun düşüncesinden öteye geçmez.
...
Gözü dışarıda olan bir adamın kalbi nasıl saklanır ki bir kadının avuçlarına..
...
Kendine dönmeyi bilen adamlarız, sonunda hep yalnız kalan, harabeliğin önünü alamayan. Ve sonunda aklı başına gelen ama görmezden gelinen. Çoğumuz değer bilmeyen adamlarız, rayına oturmayan trenler gibi duygularımız var. Erkek yapar lafının altına sığınan üç kuruşluk bedenlerimiz var. Hoşça kal lafına alışkınız, birinden kovulurken başkasına yanaşmaya yüzümüz yok demek isterdim ama yok değil, çok..
...
"Gördüklerin seni yanıltıyor, hiçbir göğüs kalbin üzerinde duramaz."

(Ahmet Batman - Soğuk Kahve)

25 Eylül 2013 Çarşamba

Bir dilek tuttum ve..


Her yıl genel olarak bir doğum günü mesajım vardır. Gelenek bozulmasın bu yıl da bir tane yazayım dedim. 18 den sonra bu işlerin heyecanı kalmıyormuş. Hoş 18 olunca bir bok da olmuyormuş ya o da ayrı bir konu. 18 deyince şimdi çok uzak geliyor bana. 19 bitti. 20 ise bambaşka. Mumları üflemeden önce etraftan gelen 'haydi ama bir dilek tut' ısrarlarıyla gözlerimizi kapatıp kalbimizin derinliklerinden geçen şeyi yakalamaya çalışırız. Belki de umut beklentisindendir. Bilinmez.. Hiçbir dilediğim gerçekleşmedi şu güne kadar. Bundan umudumu kesmiştim. Her fırsatta da yakındığımı dile getiriyordum. Kararlıydım. Bu sene dilek tutmayacaktım. Zaten moralim de bozuktu. 19.yaşımı tek bitiriyordum. Tek başıma feminen bir psikoloji içindeydim. Bu durumu bozması için birini deli gibi bekliyordum ama geleceğine inanmıyordum. Belki de çok başka yerlere bakıyordum. Öyleymiş. Masanın başına gittim gözlerimi kapadım ve bir dilek tuttum. 


Küçük masum bir dilek. Dilerken gözlerimin parıdalmasına hatta dudaklarımın kıvrılmasına bile yetmişti. Bir dilek tuttum ve sen gerçek oldun. Kalbim iki kişi adına dilek tutuyormuş gibi binlerce parçaya bölünürcesine atmaya başladı. Gerçektin. Ordaydın. Tanrı bana en büyük hediyeyi vermişti. Bir umut. Bir umut vermişti bana. Kocaman bir hediye paketi yapmıştı ve sanki gülümseyerek benim o paketi açmamı bekliyordu. Küçük bir çocuk gibi yanına gidip kurdelesini çözmeye çekiniyor belki de biraz hayal kırıklığına uğramaktan korkuyordum. Hayaller her zaman gerçeklerden daha güvenlidir. Kendimi hayallerimin içine saklamıştım. Meğer görmek için paketi açmak gerekiyormuş. Tanrı bana kocaman bir umut vermişti. Umut gerçeğin ta kendisiydi.

9 Eylül 2013 Pazartesi

Nothingman

Acısıyla, tatlısıyla, gözyaşlarıyla, dop dolu kahkahalarıyla, bir kazan düşünceler içerisinde bir yazı daha geride bıraktık.
Her yaz olduğu gibi bu yaz da ağzıma sıçıldı.
Her yaz olduğu gibi bu yaz da bir yeni şey daha öğrendim.
Her yaz olduğu gibi bu yaz da yanımda olan her bir insan için Allah'a şükrettim.
Allah'ım sana bir kez daha şükürler olsun onları benden ayırma.
Her yaz olduğu gibi bu yaz da doğum günümden önce bir yaş daha büyüdüm. 
Her yaz olduğu gibi bu yaz da hiçbir planımı gerçekleştiremeden karayı gördük.
Işık hızıyla başlayan tatilim tam duruldu derken yokuştan son sürat inen arabanın yaptığı etkiyle son buldu.
Buhranlı ve sıkıntılı bir bahar ayından sonra yaz tatilini bir kurtuluş olarak beklemiş ve huzura kavuşacağımı umuyordum. Kardeşim gelmişti ve o an beni hiçbir şey rahatsız edemez ve keyfimi kaçıramaz sanmıştım. Yanılmışım..
Genel de çok isteyip hayalini kurduğum şeyler hiç olmaz zaten. Lanet olsun. Sırf bu yüzden pasta mumlarımı üflerken dilek tutmayacağım bu yıl.
Kalbimin kırıklıklarını unutmaya çalıştığım bir dönemde kalbimin kirli ayaklar altında ezileceğini hiç hesaba katmamıştım. Çok salak bir anıma denk geldi. Ondan oldu. Bana ilk izlenimler konusunda büyük bir ders oldu ve kafamı dinlemek üzere uzun bir süre arkadaşımda kaldım.
Benim için o kadar huzurluydu ki o dönem bedava Bahamalar tatili kazansam o kadar huzur vermezdi. Bu sırada banel hayatlarımıza renk vermek üzere yarışmaya katılalım dedik. Gençlik anılarımıza bir şey daha ekleriz dedik. İyi bok yedik. Allah da cezamızı verdi zaten. Bizim bölümümüz yayınlandı mı yayınlanmadı mı bilmiyorum, ilgilenmiyorum bile ama siz bir şekilde denk gelirseniz lütfen beni tanımıyormuş gibi davranın. Her neyse. Kendimi toparlamış, mantıklı ve eski İlayda gibi düşünmeye başlamıştım ki 8 yıldır benimle olan 3 günlükten beri baktığım, biberonlarla beslediğim, ölecek mi diye gözünün içine bakmış olduğum kedimin artık olmadığını öğrendim. Çok zor bir dönemdi benim için. Hayvan bakmayan kimse neler hissettiğimi anlamayamaz. Yas havamdayken bana hep halimden anlamayan insanlar denk geldi. En yakın arkadaşım beni kendi halime bırakmışken hıyarın biri haftalarca bütün insanlıktan nefret etmemi sağladı. Nefret ettim her şeyden bütün düzenden. Zaman benim için bunun da üstesinden gelmeme yardımcı oldu. En azından yanımda oldu. Hayatımda o an kayda değer bir şey olmadığı için suratımda uzun süre bir anlam yoktu. Yanılmışım. Hepimiz o kadar gerizekalı aptal ve bencil yaratıklarız ki sahip olduğumuz şeylerin kıymetini bilmiyoruz ta ki bir şey kafamıza dank edene kadar. Ben kedim için üzülürken arkadaşım babasının başında gözlerini açması için dua ediyormuş bilmiyordum. Bunu öğrenince kendimden nefret ettim. Sonra bir çok şeyden daha nefret ettiğim oldu ama uzun bir süre kendimden nefret ettim. Tüm bunları yaşayan canımın parçası olan insanın hala konuşabildiğini gülebildiğini hayata tutunmak için çabalayabildiğini gördükçe kendimden daha çok nefret ettim. 20 yaşında. 20. Omuzlarında babasının tabutunu taşıdı ve ben şükretmem gereken onca şey varken isyan ettim hayata o ise her gün namazını kılmaya devam etti. Bu bana büyük bir ders oldu. Keşke bu dersi bu şekilde almasaydım. Keşke böyle olmasaydı. Keşke elimizden bir şey gelebilseydi. Keşke onu kalbimin taa derinlerine kadar sokup bütün bu acıları çekmesine engel olabilseydim. Hiçbirini yapamadım. Hiçbir şey yapamadım. Hiçbirimiz yapamadık. Biz bir hiçiz. Bunu hala anlayamadık. 
Tüm bu yaşananların sonucu 10 Eylül günü saat 01.27 de burdayız işte. Hepimiz yaşadıklarımızla, öğrendiklerimizle, ümitlerimizle burdayız. Bize kalan bu. Yapabileceklerimiz bunlar. 
Bir yazı daha geride bıraktık. Tüm yorgunluklarımızla, olgunluklarımızla, sorunlarımızla geride bıraktık. 
Bir yazı daha geride bıraktık. Yazı özleyeceğimi bile bile kışı yaşamak için can atıyorum. 

Yalnızlık İyidir

Hep yalnızdım. 
Büyüdükçe kendi kendimin arkadaşı olmayı öğrendim. 
Kendimle tartışabilmeyi öğrendim. Kendimi yargılayabilmeyi öğrendim. Kendimi affedebilmeyi öğrendim. Yalnızlık iyidir. 
Sizi olduğunuz gibi yapar. Çevrenizdeki kişiliklerden tutam tutam şeyler alıp kopyalanmış bir kişi olmanızı önler. Yalnızlık iyidir. 
Kendi hatalarınızı görebildiğiniz için başkalarına daha kolay yardımcı olursunuz. Affedebileceğiniz kişileri daha kolay affeder, hayatınızda yeri olmayan insanlara daha kolay yol verirsiniz. 
Yalnızlık iyidir. 
İnsanın en büyük egosu kendinedir aslında. İnsan en çok kendine bir şeyleri ispatlamaya çalışır. Kendini kendinden o kadar başka bir yere koyar ki ona ulaşabilmek için çevresindeki herkesi yıkıp dökmesi gerekir. 
Yalnızlık iyidir. 
Seni güçlü yapar. Zor durumlarda seni ayağa kaldırıcak el diğer elindir. Gözyaşlarını kendin siler en çok kendine gülersin. 
Yalnızlık mükemmel bir şey. 
Yalnızlığınızı sevin. Sizi o büyütür sizi o onarır ve sizi en çok o anlar. 

2 Eylül 2013 Pazartesi

Varım diyor..

Telefonu elimden düşürmememin bir anlamı olmalı artık.
Her mesaj sesine kalbimin atışı değişmeli. 
Mesaj başkasından geldiğinde büyük bir hayal kırıklığı, onun ismini gördüğümde tarifsiz bir mutluluk yaşamalıyım.
Evden çıkmadan önce 8-10 kere aynaya bakmalıyım. 
Beni gördüğünde yüzünde oluşucak gülümsemeyi tahmin edip salak salak kendime bakarak sırıtmalıyım aynada.
Ona giden 10 dakikalık yol asır gibi gelmeli.
Vedalaşırken son sarılışımız büyük bir hüzün kaplatmalı içimi.
Sevdiği renk hayatıma ayrı bir renk katmalı.
Her gece kulağımdaki müziğin değiştiğini anlamamalıyım onu düşünmekten.
Gözlerimi her kapattığımda şapşal bir gülümseme kaplamalı dudaklarımı. 
Günün herhangi bir anında aklıma onunla ilgili bir şey gelmeli ve onun ardından bir şey bir şey daha derken gün onunla bitmeli. 
Uykusuz olmasına kıyamazken uyumasını istemememeliyim.
Kokusu huzur kokmalı.
Omzu en güvenilir yastık, kolları en sağlam emniyet kemerim olmalı. 
Ara sıra beni nedensizce söylediği bir şeyle güldürdükten sonra gözlerim hüzünlenip 'şapşalsın sen ya' demeliyim.
Bana çok uyuduğum için kızmalı.
Benimle çok uyumak istemeli. 
Bana güvendiğini, beni sevdiğini bilmeliyim.
Beni istemeli.
Her şeyimle..
Hatalarımla, salaklıklarımla, düşüncesizliklerimle, kabuk tutmuş yaralarımla beni sevmeli.
Onu sevmeliyim tüm kıskançlıklarıyla zaman zaman boğmalarıyla. 
Onu o olduğu için sevmeliyim.
Beni hiç bırakmayacağını bilmeliyim.
Onu hiç bırakmayacağımı bilmeli. 
Tamam hazırım bu sefer hissediyorum.
Bu sefer varım diyorum her şeyimle. 
Peki sen nerdesin ?

22 Ağustos 2013 Perşembe

Tek kullanımlık

Ve sonunda annemin isteği oldu. Hayatla ilgili tecrübelerin hepsini (tamam hepsini değil çoğunu ya da bir kısmını her neyse) bu genç yaşımda benimsedim. Kimini duyarak benimsedim. Kimini yaşayarak, yaşadığım şeyleri didik didik ederek her şeyi düşünerek, sorgulayarak, belli bir mantığa oturtmaya çalışarak.. Mantıklı bir insan olarak doğduğum için daha çok da mantığımı hayatımın her alanında kullanabildiğim için çoğu gece şükrederim Allah'a. Zeki biriyim ama keşke bu kadar zeki olmasaydım diye isyan ettiğim çok an olmuştur. Biz insanlar ne kadar doyumsuz varlıklarız bazen nefret ediyorum insanlıktan. Ben bu satırları yazarken birileri ölüyor, birileri doğuyor, birilerinin kalbi kırılıyor ve birileri sevdiğinin göğsüne yatıp ne kadar şanslı olduğunu düşünüyor. Bazıları çaresiz, bazıları mutsuz ve bazıları gereğinden çok düşünüyor her şeyi. VAY CANINA! Çok düşünmek iyi değildir. Sizi hasta eder. Hiçbir insanı severken kendimi bir kedi yavrusunu severken hissettiğim kadar mutlu hissetmedim ve hiçbirine o kadar merhamet duymadım. Biri hariç sanırım. Ona neden farklıydı ? Hiç düşündüm mü ? Evet çok düşündüm. Aşık olduğum için miydi ? Hiç sanmıyorum. Bence güvendiğim içindi. Hatta belki de güvendiğim için aşıktım. Ben kollarımı açtım ve onun kollarına düştüm. Beni yakaladı. Yere düşmeme izin vermedi ben düşerken ama beni tuttuktan sonra beni bırakıcağını hiç düşünmezdim. Güvenmek bekaretini birine vermek gibi. Bir kere birine güveniyorsun ve ondan sonraki kişilere verebilicek çok bir şeyin kalmıyor ama yine de ayağa kalktım ve pes etmedim kollarımı açıp tekrar kendimi bırakmayı çok denedim. Çok denedim. Her defasında bir çakıl taşı daha iz bıraktı sırtımda. Her ayağa kalktığımda aynı şarkı çaldı kulaklarımda, 'kim tutacak sonunda bedenimi havada düşen uçurumlardan ?'




12 Ağustos 2013 Pazartesi

Aşk Modası

Kadın yaradılışının aksine alışverişten nefret eden bir dişiyim. Yaradılışta bu genin olduğunu düşünüyorum çünkü başta yakın arkadaşlarım olmak üzere bir çok hem cinsim -hemen hemen hepsi- bütçeleri el verdiğince hatta çoğu zaman bütçelerini zorlayacak kadar alışveriş yapma tutkusuna sahipler. Terazi burcuyum. Yazılanların aksine bir şeye çok çabuk karar verir ve bir o kadar da kolay sıkılırım. Çoğu zaman da ne istediğimi de bilirim. Bu sebepten olacak ki bir mağazaya girdiğimde ihtiyacım olan veya almak istediğim parçaları çok çabuk belirler ve alışveriş serüvenimi kısa zamanda sonlandırırım. Sanırım bu yüzden bir tutku haline gelmiyor benim için ya da modayı takip etmediğim içindir. Bilemiyorum. Her neyse. Ben tam yatağıma uzanmış bu derin konuyu düşünürken aklıma buna çok benzer bir şey geldi. Bence ikili ilişkilerimiz de alışveriş mantığından çok öteye gitmiyor. Nasıl mı? Şöyle ki; içinde bulunduğumuz çevre, ortam göze çarpıcı, ilginç, aşık olunası, beş para etmez, güzel ama para harcamaya değmez gibi bir çok parça barındırıyor. Zaman zaman bayıldığımız bir tanesini deniyoruz ama üstümüzde hiç de askıda durduğu gibi durmuyor. Bazen yanınızdakinin ısrarıyla ya da 'eh bari deneyeyim' mantığıyla yaklaştığımız kıyafet 'hiç de fena olmadı' hissi uyandırıyor. Bunlar kimine göre dışarı çıkarken vazgeçilmez bir bluz haline geliyor kimine göre evdeyken üstüne geçirdiği bir t-shirt. Bir de hiç tarzını beğenmediğimiz ama değişiklik yaratmak için denediklerimiz var ki bunlar tamamen kumar. Cesaretli olanlar bu tür parçaları hayatlarında sergilerlerken kendi tarzına düşkün olanların hep dolaplarında kalıyorlar. Tüm bu katagorilerin yanında hiç yüzüne bakmadıklarımızın ise bedenimize uyup uymayacağını ya da bir gün onlara işimizin düşüp düşmeyeceğini asla bilemeyeceğiz. Aslında bakarsanız çok da pişman olduğumuz söylenemez. Alıp almama konusunda kararsız kaldıklarımız mı? Onlar aklımıza mutlaka bir gün gelirler. Belki bir iş yemeğinde, belki bir pazar kahvaltısında belki spora giderken ne zaman olursa olsun mutlaka bir gün o almadıklarımıza ihtiyaç duyduğumuzu hissederiz. Bu yorumlarımın sonunda neden hala vitrinde gözlerimi kamaştırıcak bir elbise bulup üstüme cuk diye oturmadığı da bir mussamadır. Kim bilir belki de yanlış mağazalarda dolanıyorumdur ya da tarzımda farklılıklar yapmam gerekiyordur :)

6 Ağustos 2013 Salı

İyi geceler tabi öyle bir şey mümkünse

Biz arkadaşlarımla aramızda 'deli sikti' tabirini sık sık kullanırız.
Yine öyle gecelerden birinde olmalıyım ki saat 05.27 olmasına karşın kafamda hala bitiremediğim bir gün var. 
Bu gece kibar olmayacağım, olamayacağım üzgünüm.
Bu gece olmaz.
Kibarlığın hiçbir boka yaramadığı bu sikindirik düzende olmaz.
Bunu anladığım şu saatlerde olmaz.
Kafam bu kadar karışıkken olmaz.
Kimse bana kibar davranmıyorken olmaz.
Ben bile kendime kibar davranmıyorken bunu yapamam size.
Hiç küfür etmem ben.
Beni tanıyanlar bilir, tanımayanlar dış görünüşümden anlarlar.
Naif ve hanım bir görünüşüm varmış.
Öyle diyorlar.
Sağolsunlar.
Cem Adrian dinliyorum.
Bu saatte.
Hangi saatte dinlenmeli onu da bilmiyorum o cümle saçma oldu biraz.
Neyse. 
Cümleler neden ayrı ayrı biliyor musunuz ?
Çünkü her birinin bir anlamı var.
Biz onları ard arda yazarak haksızlık ediyoruz bence.
Hiçbiri bir tanesini açıklamak zorunda değil. 
Hiçbiri bir tanesinin nedeni olmak zorunda değil.
Hiçbiri bir tanesini tamamlamak zorunda değil.
Hepsi eşit.
Hepsi sözcüklerden oluşuyor.
Duygularla oluşturuluyorlar çoğunlukla düşüncelerle. 
Belki de bu yüzden bu kadar adil olamıyorlar.
Düşünmek ne kadar bencilce bahşedilmiş bir iç güdü. 
Ne kadar okursan, ne kadar öğrenirsen o kadar farklı düşünürsün.
O kadar geniş düşünürsün. 
Halbuki duygu öyle mi ?
Sevdiğini kaybeden de üzülür, dondurmasını düşüren de.
Kedisine sarılanda mutlu olur, kuşunu özgürlüğü salanda.
Derdimiz ne bizim düşünmekle ?
Zavallıca yaşıyoruz.
Hissetmek varken kendimizle bu zorumuz niye ?
Çok uzun bir gün oldu arkadaş.
Birileri öldü, birileri öldürüldü, birileri geçimişe gömüldü.
Çok uzun bir gün oldu. 
Benim için bile...

30 Temmuz 2013 Salı

Karlar düşer, düşer düşer ağlarım

Yaşayamadıklarını anlatmak yaşadıklarını anlatmaktan daha anlamlı ve keyiflidir belki de ama bunu ancak içimdeki yükleri yazarak biraz da olsa hafiflettikten sonra yapabilirim. Bazı şeyler benim için bile çok fazla çünkü. Onun telefon numaramı ilk aldığı zaman yaşadığım heyecan hala karnımda bazı kelebekleri uçuşturabiliyor. Onun kelebekleri. Sanki yeni doğmuş bir bebeğin annesinin sesini duyduğunda sakinleşmesi gibi. İşin en boktan tarafı da aynı şeyi onun da hissettiğini bilmem hatta bundan emin olmam ama asla bunu itiraf etmeyeceği ve artık edemeyeceği gerçeği. 

Hayatımdaki bazı anlarımın fimlerdeki gibi olmasını çok istemiştim. Bu bana bazı şeyleri çok istememem gerektiğini öğretti. Sonu çok trajik olan filmler de var çünkü. Biz çok baharlar tükettik, cıvıl cıvıl yaz gecelerini birbirimizin üstüne basa basa canımızı acıta acıta geçirdik ve bunlardan geriye soğuk kış günleri kaldı birbirimizi ısıtmamızı istercesine. Ve biz bunu hiç anlamadık. 1 buçuk yıldır zaman zaman kafama takılan bir soruya bugün cevap buldum. Ona son kez sarılabildiğimi hatırladım. O kadar hatırlamak istememişim ki ancak 1 buçuk yılda kazıya kazıya çıkarttım. 

Ve sonra döndüm dedim ki iyi geri gelmemiş. 

28 Temmuz 2013 Pazar

Erkekler ağlamaz

Yaklaşık 7 yıldır yapmam gereken Ankara ziyaretimi 1 hafta 3 gün kadar bir zamana sığdırarak evime dönüş yoluna koyuldum. Bu yazımı da otobüste 15 numaralı koltuğuma oturmuş bir vaziyette yolculuğumun yaklaşık 185.dakikasında yazıyorum. Bavulumu elime alıp kapıdan çıkmadan öncesine kadar çok kaldığımın düşüncesi babamın tam kapının girişinde "gel sana son kez sarılayım" demesiyle yerini "keşke biraz daha kalsaydım" düşüncesine bıraktı. Erkekler genelde ağladıklarını görmediğimiz yaratıklardır. Bu savdan yola çıkmış olacak ki annem de babamın ağladığını bir tek beni ilk kez kucağına aldığında gördüğünü söylemişti. Tanıklık edebildiğimiz ilk ağlaması benim sayemde olmuşsa da yeni doğmuş olmanın verdiği şuursuzlukla ikincisini daha net hatıralabileceğim sanırım. Babam ağlarken ona söylebildiğim tek
kelime 'üzülme' oldu. Bunu neden söyledim hala bilmiyorum ama hayatınızda en güçlü gördüğünüz insanın ağladığını görünce pek bir şey diyemiyormuşsunuz. Onu orda bensizlikle bıraktığım için mi yoksa onsuzluğa doğru yola çıkacağım için mi ben de ağladım bilmiyorum ama 19 yaşımı bitirmeme 2 ay kala ilk kez karşılıklı ağlaştık babamla. Allah kimseyi ailesinden ayırmasın.

20 Temmuz 2013 Cumartesi

O köy bizim köyümüz

Bütün masumluğumla, saf hayallerimle, pespembe anılarımla belki de bu kadar ayrı kalıcağımı hiç düşünmeden gittiğim şehirden, tüm karamsarlık ve yorgunluğumla geri döndüm. Tam 10 yıl sonra. Bölük pörçük hatırladığın şeyleri gördüğün şeylerle tamamlamak, unuttuğun bir şeyi aniden hatırlamaktan daha yorucu, çünkü gördüklerinle kafandakilere bir şey katıp katmadığından emin olamıyorsun, o anki duygularının olaya farklı bir boyut katıp katmadığını bilmiyorsun. İlk bisikletimle geçtiğim yollardan, ailemle birlikte yemek yediğim yerlerden bu kez bir yetişken olarak babamı ziyaret etmek için geçtim. Şehirler de insanlar gibi. Hava hep aynı kalsa da aradan süre geçince hiçbirini kafanızın içinde canlandırdığınız gibi bulamıyorsunuz. Sanki ben ordaydım şehrin adı aynıydı ama aynı zamanda bambaşkaydı. Yaşadığım bunaltıcı ve karamsar dönemden kopmak için, her şeyden ve herkesten uzaklaşmak için seçtiğim yer belki de bu kadar yaşanmışlıkla dolu olmamalıydı. Kim bilir belki de yeni kararlar almak umuduyla geldiğim bu bozkır şehri kafamın için çözemediğim bir kaç soru bırakır. Sanki hiç yokmuş gibi. 

16 Temmuz 2013 Salı

Başlangıç olarak..

Ben uzun uzun şeyler yazamam belki de baktığınız da bundan önceki ve sonraki yazılarımın bir bütün oluşturduğunu görüceksiniz. Genel de hayatım tam da bu anlattığım sistem üzerine kurulu. Mesela ben bir kavga esnasında ne kadar suskunsam kavga sonrasında beynimin içinde o kadar kendimle savaşırım. O anı tekrar yaşar karşımdakine içimden gelen her şeyi saydırırım ve kendi benliğimde ben kazanırım bu hırçın savaşı. Bu sadece kavga için değil genel olarak ciddi bir şey konuşulduğun hep kilit noktalar konuşmadan sonra aklıma gelir. İçimde ve dışımda farklı iki insan yaşattığıma karar verdim son zamanlarda. Zamanla alışıcağız birbirimize. Siz benim bu durumuma bense sizinle bunları paylaşıyor olmama. Neyse konum bu değildi. Yazma fikrine sanırım hissettiklerimi tam olarak anlayacağını düşündüğüm birinin kalmadığını fark ettiğimde kapıldım sanırım. Hissettiklerini paylaşmak düşündüklerini paylaşmak kadar kolay değil. Başlarda sadece altlarını çizdiğim kitap yazılarından ibaret olan bu fikir daha sonra özellikle gece saatlerinde yoğunlaşan duygularımın arkadaşı oldu. Yazılarım neyle ilgili olur bunu şu an kestiremiyorum çünkü bu bir ders kitabı değil. Bu benim ve benim içimde her şeyden bir tutam var.

Umutsuz Vaka

İnsanlar yazmak ve yaşamak arasında gidip gelen varlıklar bence. Kimimiz 'yaşabilecek' kadar şanslı kimilerimiz ise yazmaya mahkum olacak kadar zavallı oluyoruz. Her ne kadar yazmaya mahkum olmak tabirini kullansam da bu tüm yazanlar için özgürlüklerinin doruklarını yaşıyorlar demektir. Bazılarımız var ki yaşamak için çırpınıp sonunda yazmaya mahkum oluyorlar. İşte ben de onlardan biriyim. Kendi kabuklarım altında yaşamayı beceremediğim belki de bana bahşedilmeyen bu durumu satırlarda arayanlardanım. Kim bilir gün gelir derin bir nefes gibi içime çekersem hayatı buralardan giderim. Sizin de çok da umrunuzda ya.