Acısıyla, tatlısıyla, gözyaşlarıyla, dop dolu kahkahalarıyla, bir kazan düşünceler içerisinde bir yazı daha geride bıraktık.
Her yaz olduğu gibi bu yaz da ağzıma sıçıldı.
Her yaz olduğu gibi bu yaz da bir yeni şey daha öğrendim.
Her yaz olduğu gibi bu yaz da yanımda olan her bir insan için Allah'a şükrettim.
Allah'ım sana bir kez daha şükürler olsun onları benden ayırma.
Her yaz olduğu gibi bu yaz da doğum günümden önce bir yaş daha büyüdüm.
Her yaz olduğu gibi bu yaz da hiçbir planımı gerçekleştiremeden karayı gördük.
Işık hızıyla başlayan tatilim tam duruldu derken yokuştan son sürat inen arabanın yaptığı etkiyle son buldu.
Buhranlı ve sıkıntılı bir bahar ayından sonra yaz tatilini bir kurtuluş olarak beklemiş ve huzura kavuşacağımı umuyordum. Kardeşim gelmişti ve o an beni hiçbir şey rahatsız edemez ve keyfimi kaçıramaz sanmıştım. Yanılmışım..
Genel de çok isteyip hayalini kurduğum şeyler hiç olmaz zaten. Lanet olsun. Sırf bu yüzden pasta mumlarımı üflerken dilek tutmayacağım bu yıl.
Kalbimin kırıklıklarını unutmaya çalıştığım bir dönemde kalbimin kirli ayaklar altında ezileceğini hiç hesaba katmamıştım. Çok salak bir anıma denk geldi. Ondan oldu. Bana ilk izlenimler konusunda büyük bir ders oldu ve kafamı dinlemek üzere uzun bir süre arkadaşımda kaldım.
Benim için o kadar huzurluydu ki o dönem bedava Bahamalar tatili kazansam o kadar huzur vermezdi. Bu sırada banel hayatlarımıza renk vermek üzere yarışmaya katılalım dedik. Gençlik anılarımıza bir şey daha ekleriz dedik. İyi bok yedik. Allah da cezamızı verdi zaten. Bizim bölümümüz yayınlandı mı yayınlanmadı mı bilmiyorum, ilgilenmiyorum bile ama siz bir şekilde denk gelirseniz lütfen beni tanımıyormuş gibi davranın. Her neyse. Kendimi toparlamış, mantıklı ve eski İlayda gibi düşünmeye başlamıştım ki 8 yıldır benimle olan 3 günlükten beri baktığım, biberonlarla beslediğim, ölecek mi diye gözünün içine bakmış olduğum kedimin artık olmadığını öğrendim. Çok zor bir dönemdi benim için. Hayvan bakmayan kimse neler hissettiğimi anlamayamaz. Yas havamdayken bana hep halimden anlamayan insanlar denk geldi. En yakın arkadaşım beni kendi halime bırakmışken hıyarın biri haftalarca bütün insanlıktan nefret etmemi sağladı. Nefret ettim her şeyden bütün düzenden. Zaman benim için bunun da üstesinden gelmeme yardımcı oldu. En azından yanımda oldu. Hayatımda o an kayda değer bir şey olmadığı için suratımda uzun süre bir anlam yoktu. Yanılmışım. Hepimiz o kadar gerizekalı aptal ve bencil yaratıklarız ki sahip olduğumuz şeylerin kıymetini bilmiyoruz ta ki bir şey kafamıza dank edene kadar. Ben kedim için üzülürken arkadaşım babasının başında gözlerini açması için dua ediyormuş bilmiyordum. Bunu öğrenince kendimden nefret ettim. Sonra bir çok şeyden daha nefret ettiğim oldu ama uzun bir süre kendimden nefret ettim. Tüm bunları yaşayan canımın parçası olan insanın hala konuşabildiğini gülebildiğini hayata tutunmak için çabalayabildiğini gördükçe kendimden daha çok nefret ettim. 20 yaşında. 20. Omuzlarında babasının tabutunu taşıdı ve ben şükretmem gereken onca şey varken isyan ettim hayata o ise her gün namazını kılmaya devam etti. Bu bana büyük bir ders oldu. Keşke bu dersi bu şekilde almasaydım. Keşke böyle olmasaydı. Keşke elimizden bir şey gelebilseydi. Keşke onu kalbimin taa derinlerine kadar sokup bütün bu acıları çekmesine engel olabilseydim. Hiçbirini yapamadım. Hiçbir şey yapamadım. Hiçbirimiz yapamadık. Biz bir hiçiz. Bunu hala anlayamadık.
Tüm bu yaşananların sonucu 10 Eylül günü saat 01.27 de burdayız işte. Hepimiz yaşadıklarımızla, öğrendiklerimizle, ümitlerimizle burdayız. Bize kalan bu. Yapabileceklerimiz bunlar.
Bir yazı daha geride bıraktık. Tüm yorgunluklarımızla, olgunluklarımızla, sorunlarımızla geride bıraktık.
Bir yazı daha geride bıraktık. Yazı özleyeceğimi bile bile kışı yaşamak için can atıyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder