25 Eylül 2013 Çarşamba

Bir dilek tuttum ve..


Her yıl genel olarak bir doğum günü mesajım vardır. Gelenek bozulmasın bu yıl da bir tane yazayım dedim. 18 den sonra bu işlerin heyecanı kalmıyormuş. Hoş 18 olunca bir bok da olmuyormuş ya o da ayrı bir konu. 18 deyince şimdi çok uzak geliyor bana. 19 bitti. 20 ise bambaşka. Mumları üflemeden önce etraftan gelen 'haydi ama bir dilek tut' ısrarlarıyla gözlerimizi kapatıp kalbimizin derinliklerinden geçen şeyi yakalamaya çalışırız. Belki de umut beklentisindendir. Bilinmez.. Hiçbir dilediğim gerçekleşmedi şu güne kadar. Bundan umudumu kesmiştim. Her fırsatta da yakındığımı dile getiriyordum. Kararlıydım. Bu sene dilek tutmayacaktım. Zaten moralim de bozuktu. 19.yaşımı tek bitiriyordum. Tek başıma feminen bir psikoloji içindeydim. Bu durumu bozması için birini deli gibi bekliyordum ama geleceğine inanmıyordum. Belki de çok başka yerlere bakıyordum. Öyleymiş. Masanın başına gittim gözlerimi kapadım ve bir dilek tuttum. 


Küçük masum bir dilek. Dilerken gözlerimin parıdalmasına hatta dudaklarımın kıvrılmasına bile yetmişti. Bir dilek tuttum ve sen gerçek oldun. Kalbim iki kişi adına dilek tutuyormuş gibi binlerce parçaya bölünürcesine atmaya başladı. Gerçektin. Ordaydın. Tanrı bana en büyük hediyeyi vermişti. Bir umut. Bir umut vermişti bana. Kocaman bir hediye paketi yapmıştı ve sanki gülümseyerek benim o paketi açmamı bekliyordu. Küçük bir çocuk gibi yanına gidip kurdelesini çözmeye çekiniyor belki de biraz hayal kırıklığına uğramaktan korkuyordum. Hayaller her zaman gerçeklerden daha güvenlidir. Kendimi hayallerimin içine saklamıştım. Meğer görmek için paketi açmak gerekiyormuş. Tanrı bana kocaman bir umut vermişti. Umut gerçeğin ta kendisiydi.

9 Eylül 2013 Pazartesi

Nothingman

Acısıyla, tatlısıyla, gözyaşlarıyla, dop dolu kahkahalarıyla, bir kazan düşünceler içerisinde bir yazı daha geride bıraktık.
Her yaz olduğu gibi bu yaz da ağzıma sıçıldı.
Her yaz olduğu gibi bu yaz da bir yeni şey daha öğrendim.
Her yaz olduğu gibi bu yaz da yanımda olan her bir insan için Allah'a şükrettim.
Allah'ım sana bir kez daha şükürler olsun onları benden ayırma.
Her yaz olduğu gibi bu yaz da doğum günümden önce bir yaş daha büyüdüm. 
Her yaz olduğu gibi bu yaz da hiçbir planımı gerçekleştiremeden karayı gördük.
Işık hızıyla başlayan tatilim tam duruldu derken yokuştan son sürat inen arabanın yaptığı etkiyle son buldu.
Buhranlı ve sıkıntılı bir bahar ayından sonra yaz tatilini bir kurtuluş olarak beklemiş ve huzura kavuşacağımı umuyordum. Kardeşim gelmişti ve o an beni hiçbir şey rahatsız edemez ve keyfimi kaçıramaz sanmıştım. Yanılmışım..
Genel de çok isteyip hayalini kurduğum şeyler hiç olmaz zaten. Lanet olsun. Sırf bu yüzden pasta mumlarımı üflerken dilek tutmayacağım bu yıl.
Kalbimin kırıklıklarını unutmaya çalıştığım bir dönemde kalbimin kirli ayaklar altında ezileceğini hiç hesaba katmamıştım. Çok salak bir anıma denk geldi. Ondan oldu. Bana ilk izlenimler konusunda büyük bir ders oldu ve kafamı dinlemek üzere uzun bir süre arkadaşımda kaldım.
Benim için o kadar huzurluydu ki o dönem bedava Bahamalar tatili kazansam o kadar huzur vermezdi. Bu sırada banel hayatlarımıza renk vermek üzere yarışmaya katılalım dedik. Gençlik anılarımıza bir şey daha ekleriz dedik. İyi bok yedik. Allah da cezamızı verdi zaten. Bizim bölümümüz yayınlandı mı yayınlanmadı mı bilmiyorum, ilgilenmiyorum bile ama siz bir şekilde denk gelirseniz lütfen beni tanımıyormuş gibi davranın. Her neyse. Kendimi toparlamış, mantıklı ve eski İlayda gibi düşünmeye başlamıştım ki 8 yıldır benimle olan 3 günlükten beri baktığım, biberonlarla beslediğim, ölecek mi diye gözünün içine bakmış olduğum kedimin artık olmadığını öğrendim. Çok zor bir dönemdi benim için. Hayvan bakmayan kimse neler hissettiğimi anlamayamaz. Yas havamdayken bana hep halimden anlamayan insanlar denk geldi. En yakın arkadaşım beni kendi halime bırakmışken hıyarın biri haftalarca bütün insanlıktan nefret etmemi sağladı. Nefret ettim her şeyden bütün düzenden. Zaman benim için bunun da üstesinden gelmeme yardımcı oldu. En azından yanımda oldu. Hayatımda o an kayda değer bir şey olmadığı için suratımda uzun süre bir anlam yoktu. Yanılmışım. Hepimiz o kadar gerizekalı aptal ve bencil yaratıklarız ki sahip olduğumuz şeylerin kıymetini bilmiyoruz ta ki bir şey kafamıza dank edene kadar. Ben kedim için üzülürken arkadaşım babasının başında gözlerini açması için dua ediyormuş bilmiyordum. Bunu öğrenince kendimden nefret ettim. Sonra bir çok şeyden daha nefret ettiğim oldu ama uzun bir süre kendimden nefret ettim. Tüm bunları yaşayan canımın parçası olan insanın hala konuşabildiğini gülebildiğini hayata tutunmak için çabalayabildiğini gördükçe kendimden daha çok nefret ettim. 20 yaşında. 20. Omuzlarında babasının tabutunu taşıdı ve ben şükretmem gereken onca şey varken isyan ettim hayata o ise her gün namazını kılmaya devam etti. Bu bana büyük bir ders oldu. Keşke bu dersi bu şekilde almasaydım. Keşke böyle olmasaydı. Keşke elimizden bir şey gelebilseydi. Keşke onu kalbimin taa derinlerine kadar sokup bütün bu acıları çekmesine engel olabilseydim. Hiçbirini yapamadım. Hiçbir şey yapamadım. Hiçbirimiz yapamadık. Biz bir hiçiz. Bunu hala anlayamadık. 
Tüm bu yaşananların sonucu 10 Eylül günü saat 01.27 de burdayız işte. Hepimiz yaşadıklarımızla, öğrendiklerimizle, ümitlerimizle burdayız. Bize kalan bu. Yapabileceklerimiz bunlar. 
Bir yazı daha geride bıraktık. Tüm yorgunluklarımızla, olgunluklarımızla, sorunlarımızla geride bıraktık. 
Bir yazı daha geride bıraktık. Yazı özleyeceğimi bile bile kışı yaşamak için can atıyorum. 

Yalnızlık İyidir

Hep yalnızdım. 
Büyüdükçe kendi kendimin arkadaşı olmayı öğrendim. 
Kendimle tartışabilmeyi öğrendim. Kendimi yargılayabilmeyi öğrendim. Kendimi affedebilmeyi öğrendim. Yalnızlık iyidir. 
Sizi olduğunuz gibi yapar. Çevrenizdeki kişiliklerden tutam tutam şeyler alıp kopyalanmış bir kişi olmanızı önler. Yalnızlık iyidir. 
Kendi hatalarınızı görebildiğiniz için başkalarına daha kolay yardımcı olursunuz. Affedebileceğiniz kişileri daha kolay affeder, hayatınızda yeri olmayan insanlara daha kolay yol verirsiniz. 
Yalnızlık iyidir. 
İnsanın en büyük egosu kendinedir aslında. İnsan en çok kendine bir şeyleri ispatlamaya çalışır. Kendini kendinden o kadar başka bir yere koyar ki ona ulaşabilmek için çevresindeki herkesi yıkıp dökmesi gerekir. 
Yalnızlık iyidir. 
Seni güçlü yapar. Zor durumlarda seni ayağa kaldırıcak el diğer elindir. Gözyaşlarını kendin siler en çok kendine gülersin. 
Yalnızlık mükemmel bir şey. 
Yalnızlığınızı sevin. Sizi o büyütür sizi o onarır ve sizi en çok o anlar. 

2 Eylül 2013 Pazartesi

Varım diyor..

Telefonu elimden düşürmememin bir anlamı olmalı artık.
Her mesaj sesine kalbimin atışı değişmeli. 
Mesaj başkasından geldiğinde büyük bir hayal kırıklığı, onun ismini gördüğümde tarifsiz bir mutluluk yaşamalıyım.
Evden çıkmadan önce 8-10 kere aynaya bakmalıyım. 
Beni gördüğünde yüzünde oluşucak gülümsemeyi tahmin edip salak salak kendime bakarak sırıtmalıyım aynada.
Ona giden 10 dakikalık yol asır gibi gelmeli.
Vedalaşırken son sarılışımız büyük bir hüzün kaplatmalı içimi.
Sevdiği renk hayatıma ayrı bir renk katmalı.
Her gece kulağımdaki müziğin değiştiğini anlamamalıyım onu düşünmekten.
Gözlerimi her kapattığımda şapşal bir gülümseme kaplamalı dudaklarımı. 
Günün herhangi bir anında aklıma onunla ilgili bir şey gelmeli ve onun ardından bir şey bir şey daha derken gün onunla bitmeli. 
Uykusuz olmasına kıyamazken uyumasını istemememeliyim.
Kokusu huzur kokmalı.
Omzu en güvenilir yastık, kolları en sağlam emniyet kemerim olmalı. 
Ara sıra beni nedensizce söylediği bir şeyle güldürdükten sonra gözlerim hüzünlenip 'şapşalsın sen ya' demeliyim.
Bana çok uyuduğum için kızmalı.
Benimle çok uyumak istemeli. 
Bana güvendiğini, beni sevdiğini bilmeliyim.
Beni istemeli.
Her şeyimle..
Hatalarımla, salaklıklarımla, düşüncesizliklerimle, kabuk tutmuş yaralarımla beni sevmeli.
Onu sevmeliyim tüm kıskançlıklarıyla zaman zaman boğmalarıyla. 
Onu o olduğu için sevmeliyim.
Beni hiç bırakmayacağını bilmeliyim.
Onu hiç bırakmayacağımı bilmeli. 
Tamam hazırım bu sefer hissediyorum.
Bu sefer varım diyorum her şeyimle. 
Peki sen nerdesin ?