14 Kasım 2013 Perşembe

Sana geldim

Bütün her şeyden arınmış sana geldim.
En temiz halimle.
En saf halimle.
En çocuk, en küçük halimle
Sana geldim.
Bütün gelinlikler üstümde 
Bütün sabahlıklardan arınmış geldim
Biliyorum beni öyle görsen gülerdin
Ve ben dudaklarındaki kıvrım için ölürdüm.
Sen bilmezdin.
Bilmediğin hallerimle sana geldim.
Hiç bilmeyeceğin, bilsen de tam anlamıyla anlayamayacağın halimle geldim.
Bir küçük fısıltı gibi sessizce geldim.
Koşar adım çıkarken merdivenleri hiçbir ses kalbimin sesini bastıramazdı.
Sen duymazdın.
İlk gece gibi sana geldim belki de sarıldığımız o son sabah gibi.
Saçlarım darmadağın, makyajsız suratım.
Ve sen çıkmış bir tutam saçı kulağımın arkasına iterdin.
Saçlarım bile aşık olurdu.
Nimetti elllerin.

6 Kasım 2013 Çarşamba

Bazı aşklar

Bazı yazılara nasıl başlayacağını bilemezsin. Bazı aşklara da.
Çok istersin aslında bir cümle yazsan devamı gelecek gibi hissedersin ama toparlayamazsın. Aklındakilerle kalbindekileri aynı yere sığdıramazsın.
Hayatla olan kavgamız hep bundan kaynaklanır. Bir başkasına salladığın yumrukların, burnundan akan kan vücudunun içindeki akıl ve kalp savaşının yanında küçücük kalır. Dudaklarına dikiş atarlar ama kalbin oluk oluk kanar. Ne zaman kabuk tutucağını bilemezsin. Ne zaman kanamanın duracağını da. Bazı geceler akacak tek bir damlanın daha kalmadığını düşünürsün. Bazı geceler genelde böyle olur. Bir gönül işine akıl girdi mi her zaman haklıdır ve sen seçimini hangisinden yana yaparsan yap sonunda yenilen hep kalbin olur. İstediğini seçersen sonunda üzülürsün. İstemediğini seçersen, istediğini seçemediğin için üzülürsün.

Bazen bir adam tanıyorsun ve o adamı bilmek istiyorsun, her şeyini.
Yanaklarından tutup burunlarınız birbirine değicek şekilde kendine yaklaştırmak ve gözlerinin her milimine bakmak istiyorsun.
Bazen öpmek değil koklamak istiyorsun. Boynuna burnunu gömüp ne kadar şanslı olduğunu solumak istiyorsun. 
Bazen ona bakarken sıkı sıkı sarılıyorsun aslında. Bir maça sinirlenmişken ya da ertesi sabah erken uyanıcağı için huysuzlanırken sen ona gülüyorsun. Gözlerinin taa içinden gülüyorsun.
Bazen çimlerin üstünde onun göğsüne yatarken o yanında olduğu sürece sonsuza kadar o çimlerde yatabileceğini düşünüyorsun. Bazen üşüyorsun ama söylemiyorsun biraz daha yanında kalsın diye.
Bazen yanında olduğu halde 'ya giderse' diye bütün gece gözlerini tavana dikebiliyorsun. Bunu ona söylesen kaşlarını çatar biliyorsun ama sen zaten onu o haliyle de seviyorsun.
Bazen ettiği bir cümleyi kafana takıp tüm gününün içine sıçabiliyorsun. Arasan olmuyor, aramasan olmuyor bazen. Ağlayamıyorsun da. Düzelsin diye yaratıcılığın sınırlarını zorluyorsun ve dudaklarında oluşan bir tek kıvrım seni mutluluktan ağlatabiliyor.
Bazen bunları yaşıyorsun.
Bazen bunları yaşamak çok istiyorsun.
Bazen bunları yaşayamıyorsun.
Bazen bunları hayal ettiğin adamla yaşamaman gerekiyor.
Ve bazen bu cümleyi kurduğunda bile kalbin parçalara ayrılabiliyor.
Bazen sadece bekliyorsun.
Ve bazen cümlelere devam edemiyorsun.
Yorgunluktan.
Çok yorulmuş oluyorsun.
Ben yoruldum, gözlerine bakınca mutluluktan gözlerimin dolduğu adam, gelmeyecek misin ?

Bir adam sevdim ve hayatım değişti

Pucca'nın kitabını alırken ilk kapağının üstündeki yazı dikkatimi çekmişti, "Bir kitap okudum ve hayatım değişti diyebilmeyi çok isterdim ama bir adam tanıdım ve hayatımın içine etti." Bir süre bu cümlenin üstünde düşündüğümü hatırlıyorum. Hayatta olup bitenleri, yeni çıkan kitapları, makaleleri her gün eksiksiz takip eden bir adamdan tutun en son okuduğu kitap ilk okulda okutulan Şeker Portakalı olan adama kadar (ki onu bile okuduğundan şüphe duyduğum insanlar var) herkesin hayatına bir şekilde yön veren her şey genelde okuduğu şeylerdir. Hep cümleye 'ya geçenlerde bir şey okudum' diyerek başlarız. Sonra onun üstüne konuşur tartışır ve duruma göre uygularız. Duyduğumuz önemli şeyleri de doğruluğuna inanmak için bir araştırma içine gireriz sonuç olarak okumadan olmuyor arkadaşlar. Son dönemde ikili ilişkiler konusunda çıkan kitapların bu kadar revaçta olmasının sebebinin de bu olduğunu düşünüyorum. Hayatı değiştirme isteği. Halbuki okuduğun şeylere bakıcak olursan çevrende genel olarak yaşanılan şeylerden pek farkı yok. Olabilecek tek farkı cümlelerin kuruluş biçimidir. O kadar. Senin hayatını değiştiren o kitap değil yani yaşadığın şeyleri o kitapta tekrar okuyup benimseyebiliyor olman. Verilen nasihatleri nasıl uygulayamıyorsak okuduğumuz şeyleri de uygulayabildiğimizi düşünmüyorum yani kısacası biri gelip ağzımıza sıçmadan o kitaplar açılmıyor. Her açtığın kitap bir sonrakine hazırlık değil bir öncekinin özeti oluyor. Mutlu olmak istiyorsan sana verilebilecek tek tavsiye karşındaki adamı kitap gibi okuyabilmeyi bil. Aldığın dekor dergileri gibi karıştırıp dergiliğe koyma ki sonrasında hayatını değiştirmek için okunacak şeyler aramayasın. Onu aç, oku, önemli yerlerin altını çiz ve önemlisi tekrar tekrar oku. Ezberlemekten korkma. Aksine bu sana mutluluk versin ki kitabın sonunda başka bir kitap açmak yerine sevdiğin adamın elini tutup içinde ikinizin olduğu bir kitap yazabilesin. Hele ki aşk varsa ne mutlu size.