30 Temmuz 2013 Salı

Karlar düşer, düşer düşer ağlarım

Yaşayamadıklarını anlatmak yaşadıklarını anlatmaktan daha anlamlı ve keyiflidir belki de ama bunu ancak içimdeki yükleri yazarak biraz da olsa hafiflettikten sonra yapabilirim. Bazı şeyler benim için bile çok fazla çünkü. Onun telefon numaramı ilk aldığı zaman yaşadığım heyecan hala karnımda bazı kelebekleri uçuşturabiliyor. Onun kelebekleri. Sanki yeni doğmuş bir bebeğin annesinin sesini duyduğunda sakinleşmesi gibi. İşin en boktan tarafı da aynı şeyi onun da hissettiğini bilmem hatta bundan emin olmam ama asla bunu itiraf etmeyeceği ve artık edemeyeceği gerçeği. 

Hayatımdaki bazı anlarımın fimlerdeki gibi olmasını çok istemiştim. Bu bana bazı şeyleri çok istememem gerektiğini öğretti. Sonu çok trajik olan filmler de var çünkü. Biz çok baharlar tükettik, cıvıl cıvıl yaz gecelerini birbirimizin üstüne basa basa canımızı acıta acıta geçirdik ve bunlardan geriye soğuk kış günleri kaldı birbirimizi ısıtmamızı istercesine. Ve biz bunu hiç anlamadık. 1 buçuk yıldır zaman zaman kafama takılan bir soruya bugün cevap buldum. Ona son kez sarılabildiğimi hatırladım. O kadar hatırlamak istememişim ki ancak 1 buçuk yılda kazıya kazıya çıkarttım. 

Ve sonra döndüm dedim ki iyi geri gelmemiş. 

28 Temmuz 2013 Pazar

Erkekler ağlamaz

Yaklaşık 7 yıldır yapmam gereken Ankara ziyaretimi 1 hafta 3 gün kadar bir zamana sığdırarak evime dönüş yoluna koyuldum. Bu yazımı da otobüste 15 numaralı koltuğuma oturmuş bir vaziyette yolculuğumun yaklaşık 185.dakikasında yazıyorum. Bavulumu elime alıp kapıdan çıkmadan öncesine kadar çok kaldığımın düşüncesi babamın tam kapının girişinde "gel sana son kez sarılayım" demesiyle yerini "keşke biraz daha kalsaydım" düşüncesine bıraktı. Erkekler genelde ağladıklarını görmediğimiz yaratıklardır. Bu savdan yola çıkmış olacak ki annem de babamın ağladığını bir tek beni ilk kez kucağına aldığında gördüğünü söylemişti. Tanıklık edebildiğimiz ilk ağlaması benim sayemde olmuşsa da yeni doğmuş olmanın verdiği şuursuzlukla ikincisini daha net hatıralabileceğim sanırım. Babam ağlarken ona söylebildiğim tek
kelime 'üzülme' oldu. Bunu neden söyledim hala bilmiyorum ama hayatınızda en güçlü gördüğünüz insanın ağladığını görünce pek bir şey diyemiyormuşsunuz. Onu orda bensizlikle bıraktığım için mi yoksa onsuzluğa doğru yola çıkacağım için mi ben de ağladım bilmiyorum ama 19 yaşımı bitirmeme 2 ay kala ilk kez karşılıklı ağlaştık babamla. Allah kimseyi ailesinden ayırmasın.

20 Temmuz 2013 Cumartesi

O köy bizim köyümüz

Bütün masumluğumla, saf hayallerimle, pespembe anılarımla belki de bu kadar ayrı kalıcağımı hiç düşünmeden gittiğim şehirden, tüm karamsarlık ve yorgunluğumla geri döndüm. Tam 10 yıl sonra. Bölük pörçük hatırladığın şeyleri gördüğün şeylerle tamamlamak, unuttuğun bir şeyi aniden hatırlamaktan daha yorucu, çünkü gördüklerinle kafandakilere bir şey katıp katmadığından emin olamıyorsun, o anki duygularının olaya farklı bir boyut katıp katmadığını bilmiyorsun. İlk bisikletimle geçtiğim yollardan, ailemle birlikte yemek yediğim yerlerden bu kez bir yetişken olarak babamı ziyaret etmek için geçtim. Şehirler de insanlar gibi. Hava hep aynı kalsa da aradan süre geçince hiçbirini kafanızın içinde canlandırdığınız gibi bulamıyorsunuz. Sanki ben ordaydım şehrin adı aynıydı ama aynı zamanda bambaşkaydı. Yaşadığım bunaltıcı ve karamsar dönemden kopmak için, her şeyden ve herkesten uzaklaşmak için seçtiğim yer belki de bu kadar yaşanmışlıkla dolu olmamalıydı. Kim bilir belki de yeni kararlar almak umuduyla geldiğim bu bozkır şehri kafamın için çözemediğim bir kaç soru bırakır. Sanki hiç yokmuş gibi. 

16 Temmuz 2013 Salı

Başlangıç olarak..

Ben uzun uzun şeyler yazamam belki de baktığınız da bundan önceki ve sonraki yazılarımın bir bütün oluşturduğunu görüceksiniz. Genel de hayatım tam da bu anlattığım sistem üzerine kurulu. Mesela ben bir kavga esnasında ne kadar suskunsam kavga sonrasında beynimin içinde o kadar kendimle savaşırım. O anı tekrar yaşar karşımdakine içimden gelen her şeyi saydırırım ve kendi benliğimde ben kazanırım bu hırçın savaşı. Bu sadece kavga için değil genel olarak ciddi bir şey konuşulduğun hep kilit noktalar konuşmadan sonra aklıma gelir. İçimde ve dışımda farklı iki insan yaşattığıma karar verdim son zamanlarda. Zamanla alışıcağız birbirimize. Siz benim bu durumuma bense sizinle bunları paylaşıyor olmama. Neyse konum bu değildi. Yazma fikrine sanırım hissettiklerimi tam olarak anlayacağını düşündüğüm birinin kalmadığını fark ettiğimde kapıldım sanırım. Hissettiklerini paylaşmak düşündüklerini paylaşmak kadar kolay değil. Başlarda sadece altlarını çizdiğim kitap yazılarından ibaret olan bu fikir daha sonra özellikle gece saatlerinde yoğunlaşan duygularımın arkadaşı oldu. Yazılarım neyle ilgili olur bunu şu an kestiremiyorum çünkü bu bir ders kitabı değil. Bu benim ve benim içimde her şeyden bir tutam var.

Umutsuz Vaka

İnsanlar yazmak ve yaşamak arasında gidip gelen varlıklar bence. Kimimiz 'yaşabilecek' kadar şanslı kimilerimiz ise yazmaya mahkum olacak kadar zavallı oluyoruz. Her ne kadar yazmaya mahkum olmak tabirini kullansam da bu tüm yazanlar için özgürlüklerinin doruklarını yaşıyorlar demektir. Bazılarımız var ki yaşamak için çırpınıp sonunda yazmaya mahkum oluyorlar. İşte ben de onlardan biriyim. Kendi kabuklarım altında yaşamayı beceremediğim belki de bana bahşedilmeyen bu durumu satırlarda arayanlardanım. Kim bilir gün gelir derin bir nefes gibi içime çekersem hayatı buralardan giderim. Sizin de çok da umrunuzda ya.