22 Ocak 2014 Çarşamba

Nereye kadar seveceksin ?

Aşk bana göre filmlerdeki gibi olmalı. Birbirini o ilk gördüğün an şimşekler çakmalı. Birbirini deli gibi yiyebilmeli ama terk edememelisin. Seni yapılı saçlar ve full makyajla da çorabın üstüne giydiğin yeşil çetiklerinle de sevebilmeli. Beklentiler uymayabilir bazen. Ama seversen zaten beklentilerini bir şekilde uyuşturabilirsin. Çoğunlukla hayalini bunlar üstüne kurarsın. Belki filmlerden dolayı. Belki filmler böyle olmasaydı da hayallerin bunun üstüne kurulu olurdu, bilinmez. Ne olursa olsun benim kafamda hep bu tarz sahneler gezer durur. Çoğu zaman düşündüğümde bu tür hikayelerin beni en çok etkileyen yanı birbirilerini ne kadar çok sevdikleri değil, birbirilerini ne olursa olsun ne kadar uzun süre sevebilmeleridir. O yüzden hayallerimde daha çok zaman kavramı üzerine kurulu olur.
Hayatına girmeye başlayan birini yavaş yavaş kafanda her sahnede oynatmaya başlarsın. Bazen yemek yediğiniz o an kadehi kaldırış tarzı uymaz hikayene bazense hiç umduğun gibi sarılmaz sana. Bundan dolayı da insanların hayatında kalma süreleri giren insan sayısıyla doğru orantılı olarak kısalmaya başlar. Çünkü artık kriterlerin iyice belirginleşir, ne istediğini daha doğrusu ne beklediğini bilir hale gelirsin. 
Bazen biriyle tanışıyorsun ve kafandaki bütün sahnelere uyuyor. Uymasa da bir şekilde sahneyi o adama uyduruyorsun. Yavaş yavaş heyecan müzikle birlikte kalbine girmeye başlıyor. Özelliklerini düşündüğün zaman aslında bu adamları sahnelere bu kadar uydurtan şey hayatına hiç planlamadığın sahneler katabilmeleri. O yüzden kafandaki detaylara uyup uymadığını o karambolde çok fazla takılamıyorsun. İlk zamanlar her şey güzel. Sonrasında daha güzel çünkü iş paylaşımlar arttıkça sevgiye dönüşür. Ama ilişki son halini alınca asıl sıkıntı orda başlıyor. Çünkü o zaman dönüşebilecek pek bir şey kalmıyor. Onun kendine özüne dönmesi dışında. Onun kendi özüne dönmesini izledikçe kafandaki sahneler tek kişilik bir gösteriye dönüşüyor. Sahnelerde o da var aslında ama bir figüran gibi. Daha da kötüsü senin yönlendirdiğin bir oyuncu gibi . Ve sen onun seni nereye kadar seviceğini düşünmeye başlıyorsun. Önceleri seni çok sevmesini istediğin adam şimdi seni hep sevsin istiyorsun. Hatta en acısı da budur ki sevmese de hep kalsın istiyorsun. Çünkü hikayende o vardı. Çünkü kafandaki hikayeye uyan başka biri olamaz. Başka kimseyle bu kadar didişip hayatından çıkamaz. Öyle sanıyorsun. Ee ama adam gidiyor, görmüyor musun? Gidiş tarihini erteleyerek kendini hazırlamaya mı çalışıyorsun? Peki bunu hangi filmde gördün? Kendini hangi vedaya hazırlayabilirsin? Ve buna nasıl bir sahne uydurabilirsin? Kendini kandırıyorsun. Yapma. O sandığın şeylerin hiçbiri öyle değil aslında. Hatırlasana, kafandaki en önemli sahneyi! Hani çok sevmeleri değil hep sevmeleriydi seni bu kadar etkileyen ? Nasıl oldu da sahneni hep sevemeyeceğini gördüğün bir adam için bu kadar farklı bir hale sokabildin ? Bırak gitsin, gerçek oyuncular son sahnede mutlaka gösterirler kendilerini.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder