İnsanlar, kendileri için özel ve önemli günlerin öncesinde ister istemez beklentilere giriyorlar. Bugün arkadaşımla yediğimiz yemekte konusu geçti biraz. 'Zorlu ve sıkıntılı bir dönem geçirdik. Yalnızdık. Acaba kim bunlara değer verip bir başarılar mesajı atıcak' diye sordu. Aslında bana sormadı. Kendi kendine sordu. Belki de bir mesaj motive edicekti onu. Sonra birbirimize olan bakışlarımızdan kendimiz için uygun cevabı seçip aldık. Aslında o dakikaya kadar bunu hiç düşünmemiştim. Gerçi bunu düşünücek pek zamanım da olmamıştı ama konusu açılınca benim de bir an aklımdan geçmedi değil. Acaba hayatımdaki kaç insan benim önem verdiğim bir şeye benim kadar önem veriyor diye. Akşam saatlerinde gelen bir telefon düşüncelerime biraz su serpti. Arayan eski erkek arkadaşımdı. Bir süre konuştuk. Hayatımın en boş muhabbetiydi ama bir şekilde iyi gelmişti. Belki de boşluğa ihtiyacım vardı ve bunu anlayabilicek, benimle ben söylemeden boş muhabbet yapabilecek ender insanlardan biriydi. Bunu belki biliyordu belki bilmiyordu, bilmiyorum. Sağolsun. Düşünüp ilk arayan o oldu. 'Sınavda başarılar' temalı telefon konuşmamızın ardından bir süre yatağıma oturup düşündüm. Bizim garip bir ilişkimiz olmuştu. İyi anlamda garip. Birbirimizi çok iyi anlar ama anladığımızı sözlerle asla birbirimize belli etmezdik. Bu yüzden birimizin hayatında ters giden bir şey oldu mu farklı yollarla destek olurduk birbirimize. Birlikte olduğumuz 4 aylık süre zarfı içinde bir kere bile birbirimizi sevdiğimizi söylemedik. Ama ben, beni sevdiğini gecenin bir yarası arayıp 'uykun gelmiş, onun için şarkı söylemen lazım, ondan aradım' demesinden anlardım. İşte ben bunları düşündükten sonra 'vay be nereye gelmişiz' dedim. Onunlayken ilişkimizin bir gün biticeğini bilir fakat hiç inanmak istemezdim. Onun için çok üzüldüğüm çok yıprandığım zamanlar oldu. Şimdiyse insan düşününce 'boş muhabbete ihtiyacım varmış, sağolsun düşünüp aradı' statüsüne düştüğünü görünce o insanın, kim aynı statüde ömrüm boyunca kalabilecek, diye düşünmeden edemiyor. Gençlik güzel. Böyle anılarda güzel ama insan anılarının çoğunluğunu düşünürken aklına hep aynı kişi gelsin isteyebiliyor bazen. Yani insan ne zaman gerçi aşkı bulucağını merak ediyor. Böyle zamanlarda annemi düşünürüm. Güzeller güzeli annemi. 18 yaşında beline kadar uzun kızıl saçlı, yeşil gözlü, bembeyaz tenli annemi düşünürüm. Bana hiç benzemeyen, benim ona hiç benzemediğim annemi. Acaba derim kendi kendime, acaba annem kendisine aşık olan onca adamdan biriyle herhangi biriyle evlenseydi neler olurdu diye. Öncellikle Tanrı'm sana binlerce kez teşekkür etmeliyim. Teşekkür ediyorum Tanrı'm bana yaşama hakkı verdiğin için ve annem benim annem olduğu için. Kendisine benzemeyen, aşık olduğu adam sebebiyle kara kaş kara göz doğan bu güzel bedene ve içimde sahip olduğum bu küçücük vücuduma sığmayan ruhuma yaşama şansı verdiğin için.
Annemle bazen oturup konuşuyoruz. Anlatıyor. Eskiden de oturup konuşuyorduk tabi. Ama o zamanlar böyle anlatmazdı. Büyüdüğümü inandı. Büyüdüğüme güvendi. Onu anlamadığımı anladı sanırım. Dertleşiyoruz artık.
Annem bir önceki paragrafta da belirttiğim gibi yeşil gözlü, beyaz tenli, beline kadar kızıl saçları olan, etine dolgun, sarı çoban gömleğini çok seven bir genç kızmış. Annemdeki ilginçliği, aykırılığı önceden de çözmüştüm ama daha 18 yaşında böyle bir ruha sahip olduğunu tahmin etmezdim. Ama ruhlarımıza doğuştan sahip oluyoruz değil mi? Her neyse.. 18 yaşında Çorlu'da oturan küçük köylü kızı tek başına idealleri uğruna kalkmış gelmiş İstanbullara. Konservatuar sınavlarına girmiş ve kazanmış tabiki. Ruhu çekmiş sanki onu bu ilginç şehre. En çok Taksim'i sevmiş, en çok Beşiktaş'ta çayını yudumlamış. Kısa sürede bu karmaşık kente alışmış.
Bir gün konuşurken annemle birini anlatıyor bana. Aralarında çok yaş farkı olmayan o yüzden de ilk gördüğünde öğrenci sandığı Batı Müziği hocasını. Annem hışımla girmiş o sabah okula. Alelacele sınıfını bulmaya çalışırken karşısına çıkmış genç yakışıklı hocamız. Annem kağıdı çocuğun suratının önünde sallayarak sınıfını sormuş ve cevabı alır almaz koşmuş sınıfa. Sonra derste hoca ve öğrenci olarak karşı karşıya gelince çok şaşırmış ve bir hayli de utanmış. Annemin anlattığına göre yakışıklı Batı Müziği hocamız annemin suratının önünde kağıt sallamasına aşık olmuş ve 4 sene boyunca hiç vazgeçmemiş. Önüne ev, araba,yazlık anahtarları koymalar, gizlice annemin babasına gidip annemi istemeler, zorla arabaya bindirip kaçırmalar, süprizler, çiçekler, şiirler bir erkeğin bir kadın için yapabileceği her şeyi yapmış ama olmamış maalesef. Hatta annem der ki, bir ara onu dersten kalmakla bile tehdit etmiş. Hikayeyi okununca ilginç geliyor tabi ve 'ne salakmışsın anne ya' diyorsun. Ama sonra aynı yere koyunca kendini aşk olmadan kendinin de etkilenmeyeceğini anlıyorsun. 'Peki anne neden bir şans bile vermedin?' dediğimde, 'aman kızım elleri küçük erkek mi olur, diyip güler bana. Ve bir de ekler, 'elleri küçük ama 3 yaşında başlamış piyona çalmaya, bir gün beni amfiye çağırmıştı ve ben de bir umut peşimi bırakır diye gitmiştim. Sınıfta ders varmış. Aniden içeri girince neye uğradığımı şaşırmıştım. Bir şarkıyı çalmaya başladı ve arından mırıldanmaya. My Way.. Hayatım boyunca onun o piyano başındaki halini unutamayacağım..
Tam bu olayların olduğu sıralarda bir yaz günü iki arkadaşları vasıtasıyla annemle babam tanışmışlar. Annem bunu her anlattığında gözlerinde aynı pırıltı, 'Merhaba ben Kenan demişti ve ben o an aşık olmuştum babana.' Babam annemden 5 yaş büyük ve o zamanlar Harp Okulu'nu yeni bitirmiş yakışıklı bir teymen. Esmer, simsiyah saçlı, kapkara gözlü(bence çok çirkin anneme göre dünyanın 8.harikası) uzun boylu bir delikanlı. Babamın ev arkadaşıyla(Peltev amca) annemin yurttaki oda arkadaşı(Olgun teyze) flört ettikleri için annem ile babam da devamlı diaolog halindelermiş. Olgun teyze kaçıp Peltev amcayı görmeye babamlara gidince annem de fırsatı değerlendirip takılıyormuş Olgun teyzenin peşine. Bir keresinde anlatıyor annem kahkahalarla, babam yakışıklı olduğu kadar da çapkın bir adammış ve o aralar babama takılan bir kız varmış adı da Neslihan. 'Hiç unutmam o kızı' diyor annem, 'Nasıl dövmedim hala hayret ediyorum kendime.' Annemler ne zaman bir yerde bir şekilde birlikte olsalar bu kız hooop oraya damlıyormuş. Hatta işi ilerlemiş annemler evde toplandıkları zamanlar eve falan geliyormuş. İşte böyle bir gün babam arka odadayken çalmış kapı. Annem de o sırada salonda oturuyormuş. Durumu fark edince koşmuş açmış kapıyı ve tabi ki gelen Neslihan. Kız, 'Kenan'a bakmıştım' diye sorunca annem yapıştırmış lafı, 'Kenan benimle canım' ve şak diye kapatmış kızın yüzüne kapıyı(Helal bee kimin annesi!). O günden sonra ne gelen olmuş ne giden. Bir gün oturuyoruz Olgun teyzeyle ikimiz, annem içerde. Fısır fısır anlatıyor Olgun teyze. 'Annen baban için az yalanlar söylemedi anneannenle dedene. Bir yaz, bizim yazlığa gidicez diyip Kenanlarla Kuşadası'na gittik. Sen böyle göründüğüne bakma annenin. Kahkahalarla gülüyoruz. Bu anıları öğrenmek, gözünde canlandırmak çok güzel ama evlilik konusunu hiç açmam anneme. Bir şekilde üzüldüğünü düşünürüm. Yine böyle gençlik yıllarından konuşurken annem bir anda hiç beklemediğim bir şey söyledi. 'Ben babana aşık olmuştum kızım, ama baban bana aşık olmamıştı. Ona öyle gelmişti. O beni çok sevdi evet ama daha çok ona olan aşkımı çok sevdi' ve sustuk. Bir süre. O cümleden sonra ayıldım. Yeşil gözlü pamuk kız yavaş yavaş yerini kızıl kısa saçlı güzel bir anneye bıraktı. Böyle hüzünlü zamanlarda ne tepki vericeğimi bilemem ben genelde. Ama içimden sarıldım anneme. Sımsıkı sarıldım. Ah annem dedim. Sen sana çok aşık olunmayı hak etmişsin. Keşke başka bir şekilde olsaydı. Keşke sana çok aşık olan biriyle olsaydın. Öyle biri yok ama ben varım dedim. Ben sana aşığım annem. Sonra bütün gece eğer annem Varol'u seçseydi onu nasıl bir hayat beklerdi diye düşündüm. Belki şu an an büyük hayali olan küçük bir sahil kasabasında ona çok aşık olan kocası ve çocuklarıyla çok mutlu olurdu. Belki de olmazdı. Bilmiyorum. Merak ediyorum ve bazen düşünüyorum. Acaba ben nasıl olucam? Acaba benim nasıl bir hayatım olucak? Ve acaba ben bundan 24 yıl sonra çocuklarıma nasıl bir hikaya anlatıcam diye düşünüyorum. Ve bekliyorum.
Annem geçen sene konservatura döndü. İlk aradığı kişi Varol abi oldu. Varol abi 5 sene önce kalp krizinden ölmüş. Bir oğlu varmış. Annemin hatırladığı son cümlesi ise, 'hayatımda kimseyi senin kadar sevmeyeceğim, hiç kimseyi' olmuş. Varol abi o aşk dolu kalbiyle 5 yıl önce ayrılmış aramızdan.. Annemse kalbinde kırıklıklarla benimle beraber.
Ne güzel betimlemişsin yaşadıklarını bravoo
YanıtlaSil